Skip navigation

Category Archives: kadınların beklentisi nereye kadar

Kadının yeri neresidir? Bu sorunun cevabını nedense bizzat kadınlardan çok erkekler biliyor. Genelde de bu cevap bizzat içinde yaşadığı, çocuklarının peşinden koşturduğu, her hafta temizlemesi gereken (başkası yapıyor bile olsa), mutfağında yemek yaptığı dört duvarlı evi oluyor. Kendi evi. Ama bu soruyu kadının kendisine sorsanız cevap farklı da olabilir. Belki açma hayali kurduğu bir dükkan, gitmeyi hayal ettiği bir ofis, okumak istediği bir okul… Ama emin olun bir kadına senin yerin neresi deseniz, ilk verdiği cevap evi olmayacaktır. En azından vermeyi tercih etmeyi cevap bu olmaz. Her kadının sevdiği bir ailesi ve sorumlulukları olabilir. Kimin yok ki? Hem bu sorumluluklar tuhaf bir keyif de veriyor, her ne kadar bazen zorlayıcı olsa da… Genlerimize işlenmiş herhalde. Sıcak bir yemek hazırlayınca, ya da evi biraz toplayıp, hafif bir yorgunlukla koltuğa kurulunca hoşunuza gidiyor. O yemeği biri iştahla yediğinde, ya da bu ev mis gibi olmuş dediğinde içiniz bir hoş oluyor. Daha iyisini yapmak istiyorsunuz. Hepimizin içinde bir parça ev kadınlığı var. Kimimizde daha az, kimimizde ise haddinden fazla. Ama genlerimize işlemiş bu durumun bir kader olması, erkeklerin de bu genetik zaaftan faydalanması hiç mi hiç gerekmiyor. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu tarafından yapılan araştırmayı gördünüz mü? 10 genç kızdan 7’si ne okula gidiyor, ne de çalışıyormuş. Yani boşa geçirilmiş, ve bu mantıkla da devam edildiğinde boşa geçirilmeye devam edilecek bir ömür. Bugün bu dünya için ne yaptım diye düşünüldüğünde, verilecek cevabın koskoca bir sıfır olması durumu. En içerikli cevap güzel bir kanaviçe yaptım, televizyonda iki yemek öğrendimden ileri gitmez. Araştırmanın sonuçları sadece kızlarla da sınırlı değil. Rakamlar iç karartıcı. Türkiye’de 15-29 yaş grubundaki erkek ve kızların yüzde 35’i atıl durumdaymış. Çalışmayan, okumayan… Hayatta amacı olmadan, ne kendine ne de etrafına bir faydası olmadan yaşayıp giden. Erkeklerden vicdandan hiç nasibini almamış olanlar gizli güçlere tetikçi oluyor malum. Kızlar da evde vakti çürütüyor. Genç nüfusun üçte biri böyle karanlıkta yaşarken, herkes bir olmuş çene altı, kamu içi- kamu dışı alan tartışması yapıyor. Ama başka bir çalışma aslında türbanın okumaya tek ve en birinci neden olmadığını gösteriyor. Liseden sonra okunması nedenleri arasında yer alan türbanla okula girilmemesi nedeni, sınavın kazanılamaması, ailesi tarafından daha fazla okumaya izin verilmemesi, maddi durum yetersizliği gibi bir sürü nedenden sonra ancak sekizinci sırada yer alıyor. Okullarda türban yasağı bence baştan yanlıştı. Yasaklar nedeniyle bugünkü ortama geldik belki de. Yıllarca önce yapılan bir yanlış, şimdi hepimizin karşısına dikildi. Belki hiç yasak olmasa, bugün kimsenin tek laf etmeye hakkı olmayacaktı. Ama şimdi tartışacak bin türlü şey varken, ah kızlarımız türbandan okuyamıyor diye samimiyetsiz çığlıklar atılırken, aslında türbandan önce okula gitmeyi engelleyen problemleri görmezden gelmek herkesin kolayına gidiyor. Genç nüfusun yüzde kaçı atıl, kız nüfusunun yüzde kaçı ev kızı, erkeklerin yüzde kaçı tetikçi olunca akıllar başa gelecek, çok merak ediyorum, endişe ediyorum…
Reklamlar