Skip navigation

Category Archives: çiklet

Vivident’ in çikletleri var. Hani şu çilekli, böğürtlenli, meyve sulu olan çikletler. Ben onlara bayılıyorum. Atıyorum çantama bir kutu, sıkıldıkça atıyorum ağzıma bir tane.. Ağzım hem tatlanıyor, hem de meşgul oluyor. Ama minicik çiklet zaten… Hemen tadı kaçıyor, sıkılıyorum. Onu atıyorum, bir süre sonra bir tane daha çiğnemeye başlıyorum. Onun da tadı gidiyor, hop bir tane daha. Bu böyle sürüp gidiyor.Yapılan açgözlülük, doyumsuzluk bir çiklet içinse iyi, ama peki ya ilişkiler içinse.. Yani ilişkiler bu kadar kolay harcanabiliyorsa, tadı kaçınca, hop diye atılıveriyorsa ne olacak? Çikletlerin sesi yok belki ama, kalbi kırılan biri için aynı şey geçerli mi?Zamane sakız ilişkiler devri. Sakız derken yapışkan olan ilişkileri değil, çiğnenip çiğnenip atılanları kastediyorum. Sanki çikletleri büyük bir heves içinde alanla, tadı kaçınca atan aynı kişi değilmiş gibi bir pişmişlik, bir rahatlık. Duyguların hepsi yanar döner. Bir hissediliyor, bir hissedilmiyor. Nabza göre şerbet kimi zaman, kimi zaman da işine geldiği gibi hissetmek, hatta hissettirmek. Ortaya bazen alevli meyve gibi aşk gelir, ilginçtir, parlıyordur. Meyveler düzgünce ve farklı şekillerde kesilmiştir. İki taraf da hem meyvesini yer, hem de görüntünün keyfini çıkarır. Ama bir taraf daha uyanıktır. Hem karşısındakiyle olmanın keyfini yaşıyor gibi yaparken, çaktırmadan hızlı hızlı meyvelerini yer, karnı doyar, hevesi geçer. Oysa ki karşısındaki aslında alevli meyve için değil, karşısındaki için oradadır. Yani meyvelerini daha yememiştir bile. İşte bu kişi daha meyveleri yemeğe devam ederken, yiyip yiyip tıka basa doyunsa, garsona bir kaş göz yapar, daha meyvesini bitirmemiş olanın daha “Hop hop durun ne oluyor, ben daha yiyordum” demesine kalmadan tabak gider. Nasılsa yiyen yiyip hevesini almıştır, yemeyen de dona kalmıştır. Fonda çalan romantik bir müzik de kesilir, nasılsa artık bir anlamı kalmamıştır. Peki ne yapmak gerekirdi? Karşındakini boşverip, meyveleri çiğnemeden yutup, hemen masayı terketmek lazımdı. Ne ortamın, ne de müziğin yumuşaklığına aldanmadan, hatta hesabı bile karşı tarafa bırakarak, oradan koşar adım gitmek….. Hoş aslında en iyisi o restorana girmemek, ama insan bir kere girmiş bulunmuşsa, başka çözüm kalmaz bana kalırsa. Yoksa ödenecek hesap başına patlayabilir.
Reklamlar