Skip navigation

Monthly Archives: Mart 2009

Moda olduğu için midir, yoksa gözüm alıştığından mıdır bilmem aksesuar olarak yani çanta, kemer veya ayakkabı da kırmızı çok hoşuma gitmeye başladı. Hatta kırmızı bir çanta aldım bile… Sizleri bilemem ama ben bu elbiselere bayıldım. Hepsi çok güzel ama, benim tercihim ilk elbiseden yana… Siyah-Beyaz leopar desenli elbiseyle, kırmızı kemer ve ayakkabı çok hoş olmuş. Sizce??

Reklamlar

Bir bakın bakalım bu sezonun modası ayakkabılardan hangisini seçersiniz ?

Ben gençkene, yani en azından 10lu yaşların sonunda, 20lerin başında falanken, annem pek bir şeye izin vermezdi. Bak okuyup yüzüne gözüne dursun diyecek napim:)Öyle gece çıkmaktı, akşam klüplere kaçmaktı falan şimdi girmeyelim o mevzulara.. Bugün bahsedeceğim konu güzellik-bakımla ilgili.Mesela annem kaşlarımı aldırmama izin vermezdi. Şöyle söyleyeyim, ben üniversite 1. sınıfta hala mcdonalds kaş şekli geziyordum, enine boyuna maşallah. Sadece iki kaşımın arasını almaya iznim vardı. Ben de biraz suyunu çıkarmıştım arasını alma işinin, bir aralar iki kaşımın arası otoyol gibi açıktı. Sonra artık üniversite öğrencisi olmanın verdiği isyankar ruhla:pp gidip gizlice aldırdım. Hiç de pişman olmadım, üstelik hain annem de oh iyi yapmışsın dedi, yaa anne dedim benim kaçıp yoldurmamı mı bekliyordun.Üstelik öğrendim ki kendisi lisedeyken aldırmış, az uyanık değil.Bir de manikür yaptırma derdi, ben inat ettim yaptırdım. Bakın ona pişmanım. Bir kere yaptırınca hep yaptırmak gerekiyor. Yani ilk yapılınca güzel de, o etler uzayınca çok feci bir görüntü oluyor. Bir de ben manikür yapanların iki huyuna acayip gıcığım:
1.Manikürcü camiasında sirkülasyon çok fazla. Hep gittiğiniz bir yerde, aynı kişiyi iki kere üstüste görmezseniz şaşırmayın. O yüzden bir türlü yıllardır şuna gidiyorum diyebileceğim kimse yok. Farklı kişilere gidince de bir öncekinin yaptığını beğenmiyorlar. Yok manikürünü kim yaptı, tırnağını kim törpüledi.. Bir öncekinin işini beğeneni görmedim, duymadım, bilmiyorum.
2. Manikür pensi. Ben kendi pensimi kendim götürürüm. Allah muhafaza mikrop falan kapmayayım diye. O pensler de pahalı şeyler. Üstelik kafama göre de almadım en son seferkini,o zaman gittiğim manikürcünün malzemecisinden aldım. Neyse o kullanabiliyordu mesela( bu kadın da ayrıldı ordan yoksa bırakır mıyım), ama başkasına gittim elime büyük, bir diğeri bileyi bilmem çizik,yok alışık değilim, yok cart yok curt. En son gittiğim yerdeki ucunu törpület demişti, gittim yaptırdım, bugün öğlen yine aynısına gittim, beni hatırlamadı ucunu törpület diyor tekrar. Sonra hatırlatınca kendimi birşey demedi.Ya illa bir kusur bulacaklar. Umumi pens de kullanmak istemiyorum zorla mı. Elini uydur yap bir şekil.Kaşlar neyse de valla şu manikür işine pişmanım pişmanım pişmanım.

Pek fazla televizyon seyretmiyorum ama bu aralar baka kaldığım bir reklam var. Bir banka reklamı, aslında o bankadan ve de kredi kartlarından hiç hazzetmesem de bu reklam bazı gerçekleri yüze vurup, tam uçuran cinsten. Yok yok merak etmeyin bu reklamda yakışıklı falan yok, bu kadınlı reklam ( erkekli versiyonu da var) , seyrettiyseniz ya da seyrederseniz bana hak vereceğinizden adım gibi eminim of of… buyrun burdan alayım:)

Bende katır inadı var valla. Birini sevmedim mi sevemiyorum, mümkün değil. Bir sefer taktım mı, ııhhh ıhh içim ısınmaz.Taktığım bir kaç insan var mesela. Ama bakıyorum suç bende değil. Benim sevmediklerimi zaten kimse sevmiyor. Sevmemem için illa ki bana bir terslik yapmaları da şart değil. Tipinden anlıyorum uyuz tipleri, hani bazı insanlar iyidir yüzlerinden bellidir, nur yağmış derler ya. Böyleleri de tam tersi, gıcıklık akar suratlarından. Bir kere iki yüzlülüğe hiç gelemiyorum. Bana değil, başkasına yapmaları yeterli. Konuştuğu konuya ve kişiye göre ses tonunu değiştirenler… Özellikle de bir alt sosyal sınıfa ait insaları standart aşağılama ve emir tonunu takınanlar. Yapmacık davrandığı ayan beyan belli olanlar… Samimi olmadan canım cicim triplerine girenler… Çok bilmiş geçinenler. Normal şartlarda politik olmak, sevmediğin ama işinin düşebileceği tiplere şirinlik yapmak lazım ama nerdeee… Bırakın işimi hallettirmeyi, konuşmalarına dayanamadığım insanlara yapamam şirinlik falan. Kocamgil kızıyor bana, kızım köprüden geçene kadar ayıya dayı felsefesini unutma der ama… Ayı benim için her zaman ayı, dayı da dayıdır.Yok bundan ötesi. Seçimlere de kafam bozuk zaten, neyse Kadıköy aynen devam en azından. Bu düz halimle siyaseti de beceremem ben. Dansöz gibi kıvırtamıyorum…

Sevgili arkadaşım Beyaz Mendil beni mimlemiş. Mimin konusu kendinizi mutlu etmek için neler yaparsınız ? Bir düşüneyim bakayım hımm…

  • Öncelikle çok sıkıntılıysam dışarı yürüyüşe çıkarım. Kalabalık tenha farketmez öyle vitrinlere bakarım.
  • Kendimi iyi hissetirecek planlar yapar, onları biraz olsun uygulamak bile kendimi iyi hissetmeme yardımcı olur.
  • Dua eder, ibadetlerimi yaparım.
  • Hiç aklımda olmasa bile bir şeyi çok beğendiysem onu alırım.
  • Evin temiz ve toplu olması beni çok mutlu eder.
  • Seyahate çıkmayı severim.
  • Evdeki fazlalıkları vermek iyi gelir.
  • Ayrıca kötü ve üzücü haberlerden, konuşmalardan uzak kalırım. Benim psikolojimi bozacak konular olursa konuyu değiştiririm.
  • Bahar çiçeklerinin kokusu, denize ilk giriş, dalından meyve yemek, sofrada ve de evde bütün aile hep birlikte olmak mutluluğun en güzelidir.
  • Çocuklarımın istediği bir şeyi hemen almak.
  • 1 milyoncu denilen çin pazarlarında dolanmak, ucuz ve kaliteli ıvır zıvırlar almak iyi gelir.
  • Nasıl da unuttum Hüp Cadı’ m hatırlattı birde blog yapmak beni benden alıyorrr.

İçlerine mis gibi lavanta dolduracağınız pastel renklerde kalpler hazırlayın. Bahar gele dururken eviniz misler gibi koksun!…

Önce_Sonra: Keten yastığınıza da bir güzellik yapın, yüzünü kolayca değiştirerek baharı bekleyin… Eski Sehpa Yenileme burada:

Çocuk büyütmek için ayrı bir uzmanlık gerekiyor. Üstelik bu işin tek doğrusu da yok. O yüzden çoğu zaman çocuk yetiştirenlerin aynası oluyor. Çocuk yetiştirmenin gözünü parayla doyurmak, ne istiyorsa onu yapmak olarak düşünenler var. İmkanlar o kadar sonsuz ki, çocukların talepleri de o kadar sonsuz oluyor. Anne babalara da bu talepleri karşılamak düşüyor. Bu istekleri karşılamak iyi güzel de, bunları yaparken çocukları hayatın gerçeklerinden uzaklaştırmak tuhafıma gidiyor. Özellikle bir-iki olay duydum da çevreden, yazmadan edemeyeceğim.Okula, çarşıya, spora özel şöförlerle giden çocuklar bu hayatın ne kadar içindeler? Şöförü kazara gelemezse, öğretmeniyle vapura ve otobüse binmek zorunda kalan bir çocuğun, bir daha böyle olmasın, otobüse vapura binmek istemiyorum demesi trajikomik değil mi? Belli ki öğretmen de toplu taşıma araçlarını kullanıyor. Bu çocuk vapura binmenin ne ayrı bir keyif olduğunun neden farkında değil? Son model arabanın deri koltuk kokusu yerine deniz kokusunu içine çeke çeke yolculuk etmek ne demek biliyor mu? Şikayet ettiğine göre bilmiyor demek ki. Ya da trafik yüzünden arabayla en az yarım saat süren bir yolun metroyla 10 dakika sürdüğünün farkında mı? Bilmiyor belli ki. Ya da spordan alması için şöförüne telefon açıp gel, git şeklinde emir kipiyle konuşurken kibar olmak ne demek biliyor mu? Çünkü öğretilmemiş. Daha 15 yaşına gelmemiş el kadar çocukların gerçeklerden bu kadar had safhada uzak olmasının, bu gerçeklerin onlara öğretilmemesinden başka açıklaması olamaz. Zengin olunabilir, olanaklar çok fazla olabilir. Hoş ilkokul çocuklarının şöförü olması bana abartı geliyor. Servis denen bir şey vardır ki, çok eğlencelidir…Her çocuğun servis kültür edinmesi gerekir. Neyse dediğim gibi olanaklar çok olabilir ama bir çocuğu bu ülkenin yüzde 90’ının yaşadığı hayattan bu kadar soyutlamak, emrinde çalışan insanlara da saygısızlık etmeye kadar götürüyor. Çocuklara kendi gibi olmayan insanlara farklı davranmasına neden oluyor. Çocukları, asilzade ve seçme bir ırk gibi yetiştirmeye çalışırken, insanlıktan biraz daha uzaklaştırıyorlar bazıları, anlaşılır gibi değil…

Kendimi bildim bileli hiç boş durmadım. Şimdi siz blog arkadaşlarımda da hep kendimi görüyorum. Şimdi gene bazı elişleri yapıyorum ama eskisi kadar çok değil. Fazla uzun uzadıya yapılan işler beni sıkıyor ve de işi yarım bırakmaktan da hiç hoşlanmıyorum. Çok yakın zamana kadar öyle şeyler yapmışım ki bir de baktım bir sürü… kimisini sattım kimisini de sizlere gösterdim. Blog yapmayı başarınca, yapa boza bir çok şey öğrendim, bilgisayar da yapabilineceklerle ilgili… ve bunun sonunda sizlerin cesaretinden cesaret geldi sonunda ben de Pasaj.com’ da dükkan açtım. Şimdilik sizlere gösterdiğim takıları koydum ama yaptığım bir çok bebek odası kapı süsleri ve yastıklar var, onlarıda yavaş yavaş koyucam. İlki varsınız dostlarım. Sizleri çok seviyorum ben…

İngiltere’ ye gidenler bilir, her ne kadar ben hiç gitmemiş olsam da oradaki güzelliklerden haberim var yani… Bu güzelliklerin dünyasında kaybolmaya hazır mısınız?