Skip navigation

Monthly Archives: Ocak 2009

Annem kendini blog çalışmalarına verdi bu aralar.Yakın zamana kadar bilgisayar bile kullanamayan kadın, birden bilgisayar kurdu oldu çıktı başımıza. Bir de lap top almıştı kendine. Kafasına göre takılıyor artık. Bana mail atıyor, çeşitli resimler gönderiyor. Beni cesaretlendirip bunca yıldır yazmam konusunda beni teşvik eden anne sultan, şimdi de kendi yazılarını yazıyor. Blog sayfasında kendini tanıttığı bölümde bir şey yazmış, ilk okuduğumda vay be anne dedim, sende de ne cevherler varmış. Bu kadın işini biliyorrr:) Başarısını takdir etmek için bu yazıyı yazıyorum çünkü, kendi kendine yaptı herşeyi. Benden , kardeşimden yardım istedi, yardım etmedik ne yalan söyleyeyim.Vakit ayırmadık. Devlet kapısı gibiydik. Bugün git yarın gel. Dur şimdi işim var, anlatamam. En sonunda sizden gelecek fayda Allah’tan gelsin dedi ve kolları sıvadı. Evet belki bilgisayar hakimiyeti çok değil, ama ne yapıp edip yazı eklemeyi, yazılarla resimleri birleştirmeyi başarıyor. Yaptığı seyahatlerden resimler koyuyor, gezinin hikayelerini esprili bir dille anlatıyor. Yazdığı konuyla ilintilendirilebilecek resimler buluyor internetten. Bir sürü başka bloggerdan tebrik mesajları alıyor.Ve de kendine güveni her geçen gün artıyor. Her gün yeni bir şey keşfediyor çünkü. Yaptıkça hoşuna gidiyor, daha iyisini becerebileceğini adı gibi biliyor. Bence gayet güzel bir blog’ u oldu. Blogger kapandığı zaman blogunu bile yedeklemiş. Her gün de kattığı yeniliklerle, daha da güzel olacak. Yürü annecim, kim tutar seni:)
Reklamlar

Gecenin bu saatinde çim kanepeyi görünce birden o kanepede ben olmak istedim. Kanapedeki kızı kıs-kan-dımmm !… İstiyorum bu çimden kanapeyi istiyorumm !…

Çekmeceli şifonyerinizi beyaza boyayın, beyazsa kalsın, Önce daha sonra şimdi çok moda olan siyah-beyaz büyük desenli duvar kağıtlarından alıp, çekmecelerin ön yüzüne yapıştırın. Şifonyeriniz beyaz olmak zorunda değil, ona uygun duvar kağıdı kullanabilirsiniz. Kağıtları duvar kağıdı tutkalı veya beyaz tutkalla yapıştırabilirsiniz. Sonra

Dünyanın önde gelen modacıları Fransa’ nın ve aynı zamanda modanın başkenti Paris’ te biraraya gelmiş. Ünlü tasarımcıların en yeni koleksiyonlarını sunduğu haftaya Franck Sorbier imzasını taşıyan bu göğüs kısmı transparan gelinlik damgasını vurmuş ve çok ilgi toplamış. İşte moda haftasından en çarpıcı tasarımlardan bir kaçı …

Uzaklara kaçanlara oldum olası anlam veremem. Hani içinde bulundukları olayları yaşamayı denemek yerine tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyerek şehir ya da ülke değiştirenlere. Çünkü her ne kadar çevrenin etkisi de olsa her şey insanın kafasında bitiyor. Yani isterseniz uzaydaki en uzak galaksiye kaçın, beyninizdeki tilkileri defetmediğiniz sürece hiç bir şeyin anlamı yok. Çünkü insanın düşünceleri valize doldurduğu eşyalar gibi değildir. O eşyalar olmadan da bir yerlere kaçılabilir. Ama beyni kemiren şeyler öyle mi… Her ne kadar bırakılmak istenilse de, kırıntı olarak bile olsa o düşünceler bizimle beraber taşınır. Hala hangi yolun nereye çıktığını kafanızda kuramadığınız, yüzleri, sokakları, dükkanları tamamen yabancı olan soğuk bir şehrin vasat odasının camından etraftaki yabancı binalara bakarken insanın kafası dağılır tabii ki birazcık. En azından burada kimler yaşıyor acaba, neler yapıyorlar diye düşünmeden de edilmez. Hatta senaryolar yazılır. Adam şu işi yapıyordur, şu da küçük kızları olmalı, kadın neyle uğraşıyor acaba tarzında faraziyeler yapılır. Fakat yine sen aynı sensindir. Yine kendini düşünmeye başlarsın. İşler istediğin gibi gitmiş olsa bu camda şimdi ne düşünüyor olurdum acaba diye sorarsın kendi kendine. Ya da belki de bu camdan bakıyor olmazdım dersin. Evet belki o şehire bir şeylerden kaçmak için gelmemişsindir ama istemeden de olsa mekanını değiştirmişsindir. Bunu kendinle başbaşa kalmak ve hayati kararlar almak için fırsat bilirsin, geride bırakmak istediklerini o bilmediğin yerlerin havasına karıştırıp kurtulmak istersin ama olmaz. Zaten havaya karıştırabilmek hep o kadar kolay olsa, yer gök hava, buyur karıştır. O yüzden diyorum ben birşeylerden kurtulmak için kaçanları anlamıyorum. İsteyerek olsa da olmasa da bir süre normal mekanından uzak bir yerlerde bulunsa da insan, maalesef düşüncelerden kurtulmak çok da mümkün olmuyor. Oturalım evimizde, zaten bir şeylerin havaya karışacağı varsa karışır, fazla kasmaya gerek yok.

YAPTIĞIM 4 İŞ :
1-) Anne olmak ve iyi bir eş olmaya çalışmak.
2-) Yeni evlenecek çiftlere, bebeklere şeker ve davetiye yaptırmak. Avon temsilciliği yapmak.
3-) Yaratıcılığımı kullanacağım bir takım faaliyetlerde bulunmak.
4-) Blog yapmak ve bilgisayara daha hakim olmaya çalışmak.
DEFALARCA İZLEMEKTEN SIKILMAYACAĞIM 4 FİLM :
1-) Doktor Jivago.
2-) Aşk ve Gurur.
3-) Thelma ve Louisa.
4-) Duvak.
YAŞADIĞIM 4 YER :
1-) Evim ve dükkan.
2-) İzmit .
3-) Kerpe.
4-) İstanbul.
İZLEDİĞİM 4 TELEVİZYON PROGRAMI :
1-) Okan Bayülgen Disco Kralı.
2-) Okan Bayülgen Sade Vatandaş.
3-) Beyaz Show.
4-) Haydi Gel Bizimle Ol.
TATİL İÇİN GİTTİĞİM 4 YER :
1-) Kerpe.
2-) Bozcaada.
3-) Ayvalık.
4-) İstediğim herhangi bir yer.
EN SEVDİĞİM 4 YEMEK :
1-) Mercimek çorbası.
2-) Biftek.
3-) Domatesli makarna.
4-) Salata.
HEMEN ŞİMDİ OLMAK İSTEDİĞİM 4 YER :
1-) İstanbul.
2-) Paris.
3-) Londra.
4-) Newyork.
BİR YAĞMUR DAMLASI OLSAYDIM DÜŞMEK İSTEDİĞİM 4 YER :
1-) Çiçeklerin üstüne.
2-) Annemin saçlarına.
3-) Kupkuru topraklara.
4-) Güneşle birlikte yağan yağmur damlası olarak yemyeşil çimenlere.
BENİMDE 5 KİŞİ SOBELEMEM GEREKİYORMUŞ. Ama her zaman yaptığım gibi arzu eden mimi yapmaya başlasın… Çağkan Deryayla’ ın sevgili oğlu. Teşekkürler Bluemoon

Farklı olmak isterseniz vintage bir tarz yaratabilirsiniz. Yaratıcılık ve tarz oluşturmak için sandıkları karıştırmanın tam sırası …

Kredi kartlarının kara listesi kabardıkça, bankaların yaratıcılıkları da bir o kadar kabarıyor. Farkındaysanız kartlar o kadar sevimli olmaya başladılar ki, sırf o küçük, renkli, sevimli manyetik plastik parçasını kullanmak için alışveriş yapılabilir. Sarı, mor, mavi, yeşil, şeffaf, aynalı, kol saati şeklinde falan filan. Kartların ne şekil alacağı insanların hayal gücüyle sınırlı. Harcama alışkanlıklarına göre farklı kart uygulamaları da var. En çok ne tip harcama yapıyorsanız ona özel kartı alıyorsunuz, farklı avantajları oluyormuş böylece. Yerseniz… Biz böyle ağzımız açık aman da ne güzel yapmışlar, şekli ne güzel, rengi ne güzel derken, gelen ekstrelerin uzunluğu da bankaların ekmeğine yağ sürüyor. Bir de limit yükseltme furyası başladı son zamanlarda…Önce masum bir bant kaydı aramayla başlıyor. Limitinizi falanca liraya çıkartabilirsiniz. Kabul ediyorsanız bire, etmiyorsanız sıfıra basınız falan diyor. Şöyle söyleyeyeyim, hiç kullanmadığım kartların limitini benim kaç ayda kazandığım paranın toplamına çıkartmak istiyorlar. Siz de haliyle ne gerek var aşırı yüklü limite deyip, sıfıra basıyorsunuz. Neyse diyorsunuz ama bu sefer de bir kaç gün sonra aynı bankadan cep telefonunuza mesaj geliyor. Limitinizi yükseltmek için bizi arayın diye. Aramıyorsunuz haliyle. Ama banka yılmak bilmiyor. Bu sefer bant kaydı yerine, kanlı vanlı müşteri temsilcisi arıyor. Limitiniz yükseltelim diye iki saat dil döküyor telefonda. Red etmekten yılmayan siz de müşteri temsilcisini istemediğinize dair ikna etmeye çalışıyorsunuz. Sonuç sinirden tel tel olmuş saçlarınız ve bankanın tüm azmine rağmen, limiti aynı kalmış kartınız.Tüm cazibelerine ve kimi zaman kendimce avantajlarına rağmen artık bu kartlara gerçekten illet ifrit olmaya başladım. Bankaların insanların dizginlenemez alışveriş dürtüsünü sömürme politikaları iyice aldı başını gitti çünkü. Kartların dışı melek içi şeytan. Normal şartlarda harcayınca kullanışlı ama insanı normal şartların dışına çıkartmak için herkes elinden geleni yapıyor. Bize de kendimizi tutmaktan başka birşey kalmıyor. Limitlerimi yükseltmiyorum, bu da benim için büyük aşama:)


Sabahları kalkınca hiç kendimle barışık olmuyorum ben. Bu hiç iyi bir şey değil ama n’apim öyle. Uykulu uykulu aynaya bile doğru dürüst bakamazken, çok güzelim, çok iyiyim, süperim nasıl denir hiç yapamadım:)) Aslında öyle olmak lazım. Sanırım bende bazı hormonlar eksik, mesela endorfin. Bu hormonu çoğaltmanın yolu ölesiye spor değil, sadece biraz ve sürekli egzersizi hayatımıza katmak gerekiyor. Kendimizi iyi hissetmenin yolu bu gibi… Benim de 5-6 kilo vermem lazım. Bu gün tv.de Haluk Saçaklı, Ebru ‘ liye konuktu. Bu doktoru sevdim ben. Ebru ‘ ya da artık sinir olmuyorum. Çünkü bazı şeyleri insanın kafasına soka soka öyle bir söyleyişi var ki benim gibi üşengeçleri bile uyarıyor. Doğruya doğru yani…Platesi kaçırdım ama doktorun kilo kontrolu ile söyledikleri aklıma yazıldı. Unutmadan da burada yazacağım. Anladım ki eskiden kilo sorunu olmayan ben yaşım gereği yavaşlayan metobolizmamın kurbanıyım. Zaten metobolizma 30 yaşından itibaren yüzde 3, daha ilerki yaşlarda yüzde 12 yavaşlıyormuş. Şimdi gelelim yaşam kalitemizi düzeltip ve kilomuzu kontrol etmenin püf noktalarına. Anladığım bir gerçek var ki ben bunların birini belki biraz yapıyormuşum. Durum vahim yani. Belki de bunları yaparsak kendimizi daha mutlu ve zinde hissedip, bu arada da diyetsiz miyetsiz kilo vericez kimbilir

1- Sabah kalkıyoruz, oda sıcaklığında bir bardak su içiyoruz .(Yemek borumuzu yıkamak için. )
2- Esneme hareketleri, strecing veya dumble kaldırma (su dolu şişede olabilir) Kasları uzatmak için.
3- Camı aç ve burundan alıp, ağızdan vererek 10 nefes ( Günde 3 kere) kana oksijen sağlamak için. Nefes alırken 5′ e kadar, verirken 6′ ya kadar say. Yani daha yavaş nefes ver.
4- Diyet yapmadan günlük kalorini alıyorsun. Ekmeğini 3-4 zeytinini yiyorsun. Kahvaltını ediyorsun yani. Yemeklerde de ekmeğini veya makarnanı veya pilavını yememezlik etmiyorsun. Sabah yağ ihtiyacını almadıysan öğleyin salatana mutlaka az yağ koy.
5- Günde 3 kere’ ye bölüp 4 kayısı, 6 – 7 fındık veya kara üzüm veya 2 ceviz yiyorsun.
6- Su ihtiyacını güne dağıtıyorsun 7-8 bardak. Çay- kahve sayılmıyor, bitki çayları sayılıyor. Gençsen yemek arasında su içebilirsin, yaşlı ve mide sorunun varsa yemek dışında iç. Yemeğe başlamadan tok hissettirmek için normal sıcaklıkta su iç.
7- Yataktan kalkar kalkmaz adım ölçerini ( padometre ) beline tak ( edinin ) günde 10 bin adım yapman gerekiyor. Haftada 3-4 kere 30 dakikalık tempolu yürüyüşün olsun. Yürüyüş ve egzersiz yapınca kilo verememek söz konusu değilmiş.
8- Bilgisayarın başında 1 saatten fazla oturma kalk bi dolaş 1 saatten fazla kalınca yağlanılıyormuş.
9- Meyve yedikten sonra limonlu su iç ki şekerin dengelensin.
10- Geç yatma ki uykun kaliteli olsun. Zaten yaşlanınca uyku ihtiyacı azalıyor. Işıkta uyuma! vücut gündüz sanmasın. Çok geç yatınca vücut sabah moduna geçiyor o yüzden sabahları berbat kalkıyorsun ( ben ) .Aslında 7-8 saat uyku yeterli.
11- Tatlı bir şeyler yemenin en uygun zamanı akşam üstüleri.
12- Plates gibi egzersizlerden 1 saat önce 1 bardak limonlu – soğuk su için yağları eritiyor.
13 – Gece yatmadan 1 bardak normal sıcaklıkta su iç ki vücudun onu özümsesin.
14- Stresini kontrol et yani stresin varsa bile bunları yaparsan işe yarıyor. Böyle yani çok iyi dinlemişim valla…