Skip navigation

Monthly Archives: Aralık 2008

Yapılan hatalardan ders alır mı insan, yoksa hata yapmayı alışkanlık haline mi getirir? Ama bu biraz acımasız oldu, belki de herkesin hata olarak algıladığı şeyler bizim için sadece hayat tecrübesidir. Başkalarının deyişiyle hatalar olmasa nereden tecrübe edinebilir ki insan? Hayat bir iş değil ki üç-beş sene çalışıp özgeçmişine hayatta şu kadar tecrübe edindim diye yazabilesin. Niyet etmekle olmuyor, hayat tecrübeleri insanı gelip buluveriyor. Yani hayatta gerçekleştirdiğimiz her şey iyi ya da kötü olsun sonuçta tecrübe olarak adlandırılacak, bunları hata yada değil diye sınıflandırmak neden? Benim için hata gibi görünen şey başkasının hayatı için öyle olmayabilir, bunun tam tersi de geçerli. Soyut kavramlar bunların hepsi, o yüzden de göreceli. Önyargılı olma meselesi de işta burada ortaya çıkıyor sanıyorum. Evet herkesin hata ve hata değil kriterleri var ama bunlar kişisel. Bu konuyu yazmak da nereden çıktı bilmiyorum. Belki de sürekli hata yapmayayım diye verilen öğütlerden baymış olduğumdandır da hata, hata, hata diye düşünürken, hatanın tanımına takılmışımdır. Bugüne kadar yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım, çünkü hata yapmadım. Ama eleştirildiğim zamanlar oldu, pek dinlemedim. O yüzden diyorum ya hata yapmak göreceli diye, ben bunları kendimce yanlışlık olarak yorumlamadım. Ay hele bir de çok bilmiş sürüsü var ki Allah düşmanımın başına vermesin. Bilip bilmeden, tamamen düz mantıkla ve kötü niyetle başkalarını eleştirmeyi, üstüne vazife olmayan konularda başkalarına kulp takmayı kendine iş edinmiş insan topluluğundan sözediyorum. Hiç çekilmiyorlar yani. Kendimce hata=tecrübe diyorum ve bitiriyorum.
Reklamlar

2009 yılı herkese sağlık, mutluluk, huzur ve başarı getirsin. Arkadaşlar hepinize iyi seneler…

Brezilyalı kardeşler Fernando – Humberto Campana tarafından tasarlanan, metal temel üstüne yerleştirilen oyuncak pandalardan oluşan sandalyeden etkilenmemek mümkün değil :)) Çok şeker keşke benim de böyle sandalyem olsaaa !… Hiç kalkmam valla…


Eşarp yada fularınızdan kolye yapmayı hiç düşündünüz mü? İstediğiniz bir fular yada eşarbın içine boncuk koyup eşarbı yuvarlayın ve düğüm atın her boncuk için aynı işlemi tekrarlayarak istediğiniz uzunlukta kolyenizi tamamlayabilirsiniz. Böylece kullanılmayan eşarplar da şık bir şekilde değerlenmiş olmaz mı ?

Yalnız bayanlara evlerinde uzanmış keyif yaparken eşlik edecek yastık tasarımı fikri, Kameo Corp tarafından “Boyfriend Arm Pillow” adıyla piyasaya sunuldu. Erkek arkadaşının kollarında günün yorgunluğunu atmak isteyenlere duyurulur…!

Boogie bana ” Kimlere Aşık Oluyorsunuz ” mimi yapmış. Merak ettim hemen yaptım. Kurtacıyım kurtarıcı :)))

Sizin doğal mesleğiniz kurtarıcılık. Bu nedenle çoğu zaman, kişisel veya aile hayatında problemleri olan insanlara aşık oluyorsunuz. “Beni hep sorunlu kişiler bulur” sizin çokça sarfettiğiniz bir cümle. Bu durumdan çok yakındığınız zamanlar oluyor fakat aksi sizin için düşünülemez. Eğer bir kişinin hiç problemi yoksa, hayatını huzur içinde yaşamayı seçmiş ve başarmış biri ise size çekici gelmeyecektir. Çünkü o kişide düzeltilmesi gereken bir yön yoktur ve bu sizin asli görevinizi yerine getiremeyecek olduğunuzu gösterir. Siz aşık olmak için; problem çözücü, onarıcı, tamir edici ve kurtarıcı vasıflarınızı kullanabileceğiniz ilişkiler ararsınız. Bu yüzden daha ziyade sorunlu olan kişiler size çekici gelir. Ne yazık ki yine herzaman olduğu gibi kendimi değil , karşımdakileri düşündüğüm aşk testinde bile karşıma çıktı. Testte bari şööle romantik bir aşk yaşasaydım ya…

Yaptığımdan çok gurur duymuyorum ama evet izliyorum. Hatta çevremde izleyen diğerleriyle fikir alışverişinde bulunuyorum. Zaten bu ara yemek sofralarının vazgeçilmez geyiği hale geldi bu “Yemekteyiz ” programı. Pek fazla bir şey öğrendiğim söylenemez. En azından bazı ipuçları kapmış olsam iyiydi. Tek faydası içli köfte böreğinin nasıl yapıldığını öğrenmek oldu. Daha hiç denemedim ama deneyeceğim. O kadar ahım şahım, enterasan yemekler yapılmıyor gibi geliyor. Pilav standart. En fazla içine farklı bir şeyler ekleniyor. Et falanı, tavuk filanı, mevsim salatası.. Bir kaç kişi hariç genel olarak katılımcılarına da sempati duymuyorum. Mesela Sahra Hanım’a herkes çok saygı gösteriyormuş. Ama ekranda resmen ve alenen insanın yüzüne başka, arkasından başka konuştuğunu gördüğüm için ben aynı fikirde olamıyorum. Zaten programın ilk baş bölümlerindeki katılımcılar daha normallerdi. Ama haftalar ilerledikçe herkes olaya uyandı ve oyunu kuralına göre oynamaya başladı. Zaten eminim kamera arkasından da o şekilde yönlendiriliyor olaylar, yemekleri beğenseniz de beğenmeyin demeniz gerekiyor şeklinde bir durum olduğunu düşünüyorum. Bir de vur deyince öldürüp, sofrada neredeyse yediklerini çıkartacak hale gelenler var. Pes diyorum, o kadar mı kötü, diğerlerine hiç mi saygınız yok, hadi hepsini bıraktım nimete de mi saygınız yok. Hem de ne için, 10.000 YTL için. Tamam kötü bir para değil ama 100.000 YTL de değil sonuçta. Gel gelelim herşeye rağmen izlemeden duramıyorum. Hatta çekirdek aile olarak ikimiz de izliyoruz. Ama nedenini bilmiyorum. İbret almak için mi, eğlenmek için mi, zaman geçsin diye mi… Ama yine enteresan insan manzaraları izleyeceğimiz kesin.

Huzurlarınızda Ralph Lauren Polo köpek modası:))

Bu da Alis’ in Köpüşü… Köpük ‘ e de acilen kışlık bi şeyler lazım. . . sudan çıksın hele…

Açık Öğretim Fakültesinin öğrenci affından, benim gibi yararlanmış iseniz kayıt olmak için bu gün son gün!… Zaten şu saate kadar kaydolmadıysanız, bi daha da kimse sizi affetmez. :)) Ben Turizm ve Otelcilik okudum ve bir tek dersten kaldım. O da Muhasebe :P… en sevmediğim bir ders. Üstelik baba mesleği yani :)). Demek ki sevmeyince olmuyormuş. Neyse yıllar sonra bu af meselesi çıktı da benim de otelcilik hayallerim debreşti … Otel kuracak halim yok, ama bir butik otel hayalim vardı bir zamanlar… Bakarsınız yılbaşında piyango çıkar her işte bir hayır vardır derim , olur mu olur valla… Belki o zaman tek ders için verdiğim 180 ytl . ve daha sonra vereceğim 2. taksiti de içime oturmaz. Hazır yeni yıl kapıdayken isteklerimizi Hıdırellez’ de yaptığımız gibi bir kağıda yazıp camımızın önüne , süslediğimiz yeni yıl köşesine , çam ağacımıza ya da saksı çiçeğimizin dallarına asabiliriz.. Ben ilk iş olarak herzaman sağlık isterim Allah’ tan, huzur, mutluluk ve bütün ailemle, çocuklarımla eksilmeden çoğalarak bereketli bir yaşam dilerim. Hıım….. unutmadan okul bitirmeyi de eklemek lazım bu yıl… Sizin de mutlaka arzularınız vardır. Haydii !… ne duruyorsunuz alın kağıt kalemi elinize, başlayın dileklerinizi yazmaya… Allah hepimizin hayırlı dualarını kabul etsin. Çünkü çok arzuladığımız bir şey bizim için iyi olmayabilir. İyi yıllar…

  • Yılbaşını eğer evde geçirmeye karar verdiyseniz , benim yapacağım gibi bir hindi butu alıp ( biz kalabalık değiliz) haşlayabilir, iç pilav pişirip hindiyi pilavın üstüne koyup fırınlayabilirsiniz. Benim canım annem her sene bir hindinin içini pilavla doldurup, fırına sürer ve de mutlaka kabak tatlısı pişirip yedirirdi. Annem bu yemekleri pişirip yedirince yılımızın bollukla ve tatlılıkla geçeceğine inanırdık. Yemek yapmayı ve yedirmeyi o kadar çok severdi ki her zaman bolluk içinde yaşadı. Pişirdiği lezzetli yemekleri unutmak mümkün değil… Ben o kadar becerikli değilim, yemek yapmak en büyük zevkim olmadı hiç. Tabii ki yemek yapıyorum ama bir şeyler yaratma çabam olmaz. Ama elim çabuktur yani. Bu yılbaşı annemsiz geçireceğimiz ilk yılbaşı bu çok ama çok acı veren bir şey…Tadımız tuzumuz yok anlayacağınız… Ama ben yine de annem kadar olmasa da yaptığı yemekleri yapacağım inşallah.. Kabak tatlısını ise almayı düşünüyorum. ( Çarşıda çok leziz kabak tatlısı yapan bir yer var)… Ne yazacaktım nereye geldim. Aslında ben sofraya zenginlik katsın diye bir kuskus salatası tarifi verecektim. Neyse vereyim de farklı bir tat olsun değil mi ama…
  • KUSKUS SALATASI
  • Malzemeler:
  • 1 paket kuskus makarna,
  • 1 su bardağı mısır,
  • 1 su bardağı bezelye,
  • 1 su bardağı yoğurt,
  • 1/2 su bardağı mayonez,
  • 1 su bardağı küp-küp doğranmış kornişon turşu,
  • Tuz,
  • Limon,
  • Nane.
  • Yapılışı: Bir kasede yoğurt ve mayonezi iyice çırpın. Diğer bütün malzemelere tuz ekleyip.8-10 dakika haşlayıp, daha sonra soğuttuğunuz kuskus makarnanıza ilave ederek iyice karıştırın. Üzerine nane serperek servis yapın. Afiyet olsun.

Minik çocukları olan annelerin, çocuklarına el becerilerini geliştirmesi açısından faydalı olabilecek faaliyetler yaptırmasında yarar var. Gazete hamurundan yaptığı bu civcivle minik kız ne kadar da mutlu görünüyor. Siz de çocuğunuzu böyle mutlu görmek istemez misiniz ?… Gereçler: Gazeteler, beyaz tutkal, guaş boya, suluboya fırçası (kalınca) , gözler için siyah-beyaz karton, kanatlar için tüy ve ayaklar için kalın tel.

Çok zilli bir tip değilim.Olmak istiyorum ama, saydırmak istediğim laflar boğazıma düğümleniyor ama çıkmıyor bir türlü. Bir gün zillenmeyi başaracağım inşallah. Mesela geçen birilerini şöyle bir pataklamak istedim ama yapamadım, dişim dayanılmaz ağrıyordu. Ama işin aslı ben kimi döveceğimi bilemedim. Herşey neyseki artık kurtulmuş olduğum 20 yaş dişimin ağrısıyla başladı. Dişten ziyade yanak acısıyla kendini belli ettiği için ben bir kaç gün diş sorunu olduğunu bile aymadım.Taaa ki bütün iltihabının acısı boğazıma, başıma, kulağıma vurmaya başlayana kadar. Soluğu dişçide aldım tabi. Sonuç: Antibiyotik tedavisi ve sonrasında dişin alınması.Neyse lafı dolandırmayayım. İlacı karneme iş yeri doktoru yazdı, ben de akşam eve giderken alırım dedim, demez olaydım.Varan bir: Evimizin karşısındaki eczane sağlık karnesine ilaç vermiyormuş meğersem, koş çabuk ileriki sokaktakine dedi. Saat 7’ye geliyor, eczaneler kapanacak. Ben bütün suratım ağrıya ağrıya tarif edilen yere gittim, karneyi verdim, oturdum, işlemleri bekliyorum. Varan iki: Tam ilacı alacağım derken buyurmaz mı eczane aaa bu işyeri hekimi onaylı, biz işyeri hekiminin yazdıklarına vermiyoruz. Kan beynime sıçradı. O da başka bir yer tarif etti.Neyse ben ağlamaklı oraya gittim, bir baktım ki kadın kapatıyor, ben yalvar yakar girdim içeri. Uzattım karneyi.Varan üç: Aaaa vallahi bilgisayarları kapattım, açamam şimdi kusura bakmayın. Ben en sonunda pes ettim tabi. Verin dedim, kaç liraysa ödeyeceğim. Kırkyılda bir sağlık karnemi kullanmak istemişim, şu devlete kırk yılda bir işim düşmüş. Ama ne oluyor: Bir türlü başaramıyorum.O gün enerjimin son damlalarını eczane yollarında harcadım. Eczaneler istemiyorsa devletle çalışmaz, buna tamam.İşyeri hekiminin yazdığı karneye ilaç vermemek ne demek oluyor? Son kadının bilgisayarını açmasına üşenmesini terbiyesizlik olarak görüyorum ama mecalim yoktu, ilacı parasıyla aldım.Bir sonraki seferde de diş operasyonu sonrası yeni yazdırdığım ağrı kesiciyi alırken de bu sefer muadli ilaç geyiği yaptı başka bir eczane. Benim bir elimde karne, bir elim buz torbasıyla yanağımda, suratımın yarısı uyuşmuş… Eczacı muadilini alır mısın diyor, ne alaka dedim. Yok devlet ucuzunu veriyormuş da, farkını yine hastadan alıyormuş da, bırakın dedim, o ne kadar, onu da parasıyla alacağım. Şimdi kim suçlu bilmiyorum. Her ay sigorta primleri düzenli ödenen, her ay maaşının yüzde bilmem kaçını nerede kullanıldığı hiç belli olmayan vergilere yatıran ben. Ama yine ne sigortam bir işe yaradı ne de karnem. Abuk subuk uygulamalarla, yok o bunun muadili, yok şu işyeri hekimi, yok cart yok curt… Bir sürü prosedür. Hem de insanın en değerli şeyi sağlığı için. Bırakın prosedürleri. Adam gibi basit mantıkla veriyorsanız verin, vermiyorsanız da bırakın böyle kalsın. Hadi benim olayım çok ciddi değildi, Allah şifasını versin, daha zor rahatsızlıklarla uğraşanlar ne yapsın. Hastalıkla mı, ne idüğü belirsiz prosedürlere mi uğraşsın. Zaten ortam herkesi hasta etmiyormuş gibi. Ortam zaten ortaya karışık… Ülkede huzur bolmuş gibi bol keseden harcıyoruz.