Skip navigation

Monthly Archives: Temmuz 2008

Birkaç gündür B.Y.Hayatımla haşır-neşir olamadığımın farkındayım. Bu gün de , yeni bir gün ve herşeye rağmen hayat iyisiyle-kötüsüyle devam ediyor. Allah, hepimizi sonucunu bilmeden istediğimiz isteklerimizden korusun, güzel şeyler isteyelim, herşey öyle olsun!.. İnsanın bazen içinden geçirdikleri gerçekleşebiliyor. İçimden geçirsem bile asla olamıyacağını düşündüğüm bir hayalim gerçekleşince çok mutlu oldum. Eskiden kızımla birlikte seyrettiğimiz favori bir dizimiz vardı…Sex And The City dizisi…Diziyi izlerken, evin erkekleri diziyi bize haram eder, bizi terbiyesiz dizi seyretmekle suçlarlardı. Biz de ana- kız onlara hiç kulak asmaz, Newyork caddelerini, şahane ayakkabı ve kıyafetleri izlerken kendimizden geçerdik. Carrie’nin boynundaki isim kolyeden ilk yaptıranlardan biriydik. Çok yakın akrabalarımızın daveti üzerine kendimizi Newyork’ta bulunca rüya mı ; yoksa gerçek mi ayırt etmekte zorlandım. Kendimi çimdikleyip, gerçek hayata dönünce kendimiz için, ama şimdi sizler için olan fotoğrafları meşhur 5.ci caddelerindeki mağaza vitrinlerinde görüntüledik…İyi seyirler…

Reklamlar


İşte aşağıda söz ettiğim, bir zamanların gişe rekorları kıran sinema klasiğinin baş rollerindeki Ali
Mc Graw ve de Ryan O’ Neal…

Fotoğraflardaki ayakkabı ve inciler dizinin sinema filmindeki gerçek ayakkabı ve inciler…Ayakkabılar için sipariş verilirse 6 ay sonra teslim ediliyor… sinema endüstrisi de bu galiba? Herşeyden milyonlarca dolar kazanmanın yollarından biri de bu olsa gerek. Genç kızlık yıllarımda , bir film gişe rekorları kırıyordu, sinemadan çıkanlar iki gözü, iki çeşme halinde çıktıkları için, sinemada herkese filmin başrollerini paylaşan sanatçıların yüzlerinin baskısı yapılmış mendiller dağıtmışlardı. Hala unutmadım…Belki o mendil, hala bir çekmecenin içindedir…Şimdi ismini yazacağım hem dram, hem de romantik film çoğu kimsenin hatırlayacağı gibi, Ali Mc Graw ve Ryan O’Neal’ in başrollerini paylaştığı, LOVE STORY’ filminden başkası değildi…Yani, demek istediğim eskiden de filmlere ait nesnelerle yada buna benzer şeylerle filmlerine ilgi çekmek vardı.Yine tv.de Mc Millan ve Karısı diye çok popüler bir dizi vardı…O yıllarda Mc Millan’nın karısının giydiği, önünde 18 numara yazan uzun kırmızı penye gecelikler yok satıyordu. Tabiiki, Sex And The City’ninkilerin yanında bunların sözü mü olur değil mi ama?…

İşte meşhur kütüphaneden görüntüler…

Sex And The City turuna kaldığımız yerden oradaki tur rehberlerine inat tabana kuvvet devam…Şimdi sırada Carrie’nin düğününü yapmayı hayal ettiği fakat kaçan damat yüzünden hayalini gerçekleştiremediği Newyork’taki büyük kütüphane var.

Miranda’yı unuttuğumu sanmayın!…Film gereği oturduğu semti turlayınca, oradaki evlerin bodrum katında bile oturası geliyor.Sanki tasarım dergilerinden fırlamış gibiler!…Brooklyn semtinden söz ediyorum…galiba Newyork sosyetesinin oturdukları yerler diyorum ve tura devam diyorum.

Biri romantik, diğeri de farklı iki vitrin…

Turumuzun bu etabında 5.ci caddedeki Abercrombie mağazasında, müşterileri yukarıda ki delikanlı ve klonlarının karşıladığını göstermek istiyorum. Bizde de, pazarlarda kafasına yada göğsüne kadın çamaşırı geçirmiş delikanlıları görsünler bakalım…Belki ilginç gelir de, onlar da yaparlar!…

Hele şükür!… Ufak tefek aksiliklere rağmen, fotoğraf yükleme işi de başarıyla tamamlanınca, keyfim yerine geliverdi. Bugünlerde aktaracaklarımla ilgili araştırmalarıma başlıyabilirim.
Bu yaştan sonra yeni bir bebeğim olmuşcasına beni meşgul edip, mutlu eden Bir Yudum Hayatı’m, anneciğimi kaybetmenin acısıyla kavrulan yüreğime, ağlamaktan şişmiş gözlerime de çare olursa ne güzel olur!…Herşey de bir hayır vardır diyelim.. Öyle olsun…

bluk

Genetik estetik değil, olsa olsa genetik güzellik.boşluk
İnsanların, özellikle de bayanların güzellik için yapamayacağı şey yok. Her ne kadar çoğu kişi kendileri için en önemli güzelliğin iç güzellik olduğunu iddia etse de bu koca bir yalandan ibaret bence. Ne olursa olsun herkesin ilk dikkat ettiği özellik tabiiki de dış güzellik. Artık bunu böyle kabul edelim.İşte çoğu bayan da zaten bunu kabul etmiş durumda. Bu yüzden de oralarındaki buralarındaki muhtelif kusurları düzelttirmek için bir sürü parayı gözden çıkarıp estetikçilerin peşinden koşuyorlar. Yok burun, yok yanak, yok dudağa silikon, yok yüze gerdirme falan. Bu liste uzayabilir, hatta benim asla aklıma gelmeyecek operasyonlar da eklenebilir. Bu sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada böyle. Kadınlar güzellik uğruna akla hayale sığmayacak operasyonlar için bıçak altına yatabiliyorlar. Hatta kendilerini baştan yarattırabiliyorlar.Buna ülkemizden örnek vermek hiç zor değil: Ajda ve Deniz Akkaya. Gerçekten de eski resimleriyle karşılaştırıldıkları zaman, olumlu yönde tanınmayacak hale geldiklerini görüyoruz. Her ne kadar Ajda biraz işin suyunu çıkarmış da olsa yine alımlı kadın. Deniz Akkaya de cidden çok güzel oldu. Gerçekten bir estetik mucizesi (Aslında ağzı az buçuk daha küçük olabilirdi).Neyse benim merak ettiğim şu: Örneğin Deniz Akkaya çok güzel şu an, ama peki ya çocukları ya da torunları? Yani Deniz Hanım neslini ilerlettiği zaman yeni Deniz nesli onun yüz ifadesinden birşeyler alacak mutlaka, ama tabii ki estetikli genlerden alacak halleri yok. Yine asıl eski Deniz’in genleri geçecek onlara. Yani Deniz’in arkasına bakmadan kaçtığı eski kabus günleri yeni nesilde ortaya çıkabilir pekala.Benim de burnum annemin anneannesiyle aynıydı, eğer o estetik yaptırmış olsaydı, ki bu zaman ve mekan olarak onun için imkansız tabi, benim burnum da estetikli hokka burun mu olacaktı, hayır elbette.Bu estetik olayı sadece kişisel tatmin, bunu hepimiz biliyoruz. Ama bunun nesilden nesile aktarıldığını düşünsenize, atalarımızdan birinin estetikli olması nice kuşaklar için ne kadar kolaylık olurdu. Estetikli doğar öyle yaşardık, tek neşter darbesi olmadan hem de:)

Bugün gazetelere göz gezdirirken okuduğuma inanamadım. Adını hiç duymadığım bir bayan sinema oyuncusu, Tansu Çiller filminde onun gençliğini canlandıracakmış ve de ona benzemek için ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen bıçak altına yatmış ! Bu kıza kimse laf anlatamamış…Bu devirde usta bir makyajla herkes herkese benzetiliyorken bıçak altına yatmak kadar travmasıda bi o kadar riskli olan işe kalkışmak sanat için de deseler yok almıyayım! Helen Mirren de Kraliçe Elizabeth filmi için ona benzemek uğruna , ilki bıçak altına yatmamış,yoksa 63 lük güzelin bikinili şahane fotoğraflarına bakarken yüzüne bakamıyacaktık değil mi ama…Bu yazıya kızımın estetikle ilgili köşe yazısını da ekleyeyim de bu günlük tamam olsun…

Haziran ayında blogumu oluşturma çabalarım gerçekleşince bir süredir blogumla ilgilenemediğimi farkettim. Dükkanıma internet bağlatır bağlatmaz blogumla ilgili çalışmalara başlıyorum. Kendi kendime fotoğraf yüklemeyide becerebilirsem oh ne ala !…Haydi hayırlısı…